..."S"
Harfiyle
Başlayan
Deyimler...
(Açıklama)

Saat bu saat: Ele geçen fırsatı kullanmanın tam zamanı, en iyi, en
elverişli an bu andır.
Saati saatine uymamak: Bir kimsenin durumu, huyu sık sık değişir
olmak."Ona güvenemem, çünkü saati saatine uymaz."
Sabaha çıkamamak: Sabahtan önce ölmek, sabaha kadar yaşayamamak."Hastanın
durumu ağır, sabaha çıkacağını sanmıyorum."
Sabahı etmek (veya bulmak): Sabahlamak, bir sebeple sabaha kadar
uyumamak, bir konu ile uğraşmak."Köye varmamız sabahı bulacak."
Sabahın köründe: Çok erken, ortalık henüz ağarmadan, sabahın en erken
vaktinde."Sabahın köründen beri yoldayız."
Sabır taşı: Çok sabırlı kimse, türlü sıkıntılara katlanan."Ben sabır taşı
mıyım?"
Sabrı taşmak: Katlanamaz, dayanamaz, sabredemez olmak; tahammül gücü
kalmamak."Sabrımı taşırmadan çekip gidin buradan."
Saç ağartmak: Bir işte uzun zaman çalışıp emek vermiş olmak.
Saçı bitmedik (yetim): Doğalı çok olmamış, henüz yeni doğmuş çocuk
(yetim)."Bu parada, saçı bitmedik yetimlerin de hakkı vardır."
Saçına ak düşmek: Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak."Bizim de saçımıza ak
düştü."
Saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan
kimseler için kullanılır.
Saçını başını yolmak: 1. Birini çok fazla dövüp hırpalamak. 2. Çok
üzülmek, üzüntüsünden dövünmek."Sinirinden saçını başını yolmaya başladı."
Saçını süpürge etmek: (Kadın) çok büyük istekle çalışıp hizmet etmek,
özveri ile birileri uğrana çalışmak."Sizi okutabilmek için saçımı süpürge
ettim."
Saç saça baş başa: (Kadınlar) kıyasıya kavgaya tutuşmak, birbirlerini
hırpalayarak kapışıp dövüşmek.
Saç sakal birbirlerine kırışmak: Üstü başı perişan, uzun süre saç ve
sakal tıraşı olmamış, kendine çeki düzen vermemiş olmak."Onu, saç sakal
birbirine karışmış görünce bayağı canım sıkıldı."
Safra bastırmak: Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.
Sağa sola bakmamak: Ortalığı kollamak, çevresi ile ilgilenmemek."Sağa
sola bakmadan yürüyordu."
Sağ gözünü sol gözünden sakınmak: Çok kıskanmak, üzerine titremek.
Bilgicik.Com,
Türkçe,
Edebiyat,
Roman Özetleri,
Duvar Yazıları,
Atasözleri,
Hızlı Okuma,
Özlü Sözler,
Türk
Sağır sultan bile duydu: İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti,
duymayan kalmadı."Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz
duymadınız öyle mi?"
Sağı solu (belli) olmamak: Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne
tavır takınacağı belli olmamak."Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz."
Sağlam kazığa bağlamak: Bir işin aksamadan yürümesini sağlayacak
önlemleri alarak güvenilir bir duruma koymak.
Sağlam ayakkabı değil: Doğruluğuna, namusluluğuna güvenilmez; kişiliği
kuşku veren."O mu? Hiç de sağlam ayakkabı değil."
Sağlık olsun: "Bir zarara uğradık ama önemli değil, üzülmeye değmez,
canımız sağ olsun, kapatırız" anlamında kullanılır.
Sağmal inek: Kendisinden durmadan çıkar sağlanan, sömürülen, istismar
edilen kimse.
Sahip çıkmak: 1. Birini ilgilenip korumak. 2. Bir şeyin kendisine ait
olduğunu söylemek."Şu kimsesize sahip çıkalım."
Sakalı ele vermek: Başkasının sözünden çıkmayacak bir duruma düşmek,
birinin idaresine girmek.
Sakız gibi yapışmak: Peşini bırakmamak, ayrılmamak, istediğini yaptırmaya
çalışmak."Sakız gibi yapıştı yakama, bırakmıyor ki gideyim!"
Salkım saçak: Dağınık, düzensiz bir durumda; parçası bir yana ayrılmış.
Sallantıda kalmak: Bir çözüme bağlanamamak, nasıl olacağı bilinmeden
öylece kalmak."İşler sallantıda kaldı; bu, bizi biraz düşündürüyor."
Saltanat sürmek: 1. Bolluk, verimlilik içinde yaşamak. 2. Hükümdarlık
etmek."Üzülme, saltanatı çok sürmeyecek."
Saman altından su yürütmek: Hiç kimseye sezdirmeden iş çevirmek, ortalığı
birbirine karıştırmak."Saman altından su yürütenleri hiç sevmem."
Saman gibi: Tatsız, yavan.
Sapı silik: Serseri, başı boş, kişiliksiz.
Sarı çizmeli Mehmet Ağa: Kim olduğu, nerede oturduğu bilinmeyen kimse.
Sarmaş dolaş olmak: Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice
kucaklamak."Anne oğul sarmaş dolaş oldular meydanda."
Sarpa sarmak: Bir iş, çözülmesi çok güç bir durum almak; zorluklar
belirmek."İşler iyice sarpa sardı, nasıl kurtulacağız bundan."
Satıp savmak: Eldeki malı veya eşyaları yok pahasına satmak, ucuza satıp
tüketmek."Ne varsa satıp savacak, öyle gelecek."
Sayıp dökmek: Ne var ne yok hepsini söylemek, arka arkaya sıralamak."Ne
sözler sayıp döktü ama kimse anlamadı."
Sebil etmek: Bolca vermek, dağıtmak.
Sedyelik olmak: Ayakta duramayacak hâle gelmek."Adam bir vuruşta sedyelik
oldu."
Seferber olmak: Bir işe eldeki tüm imkânları kullanarak girişmek."Yanan
evi söndürmek için herkes seferber oldu."
Selâmı sabahı kesmek: Dostluğu, arkadaşlığı, ahbaplığı kesmek, her türlü
ilişkiye son vermek; selâmına bile karşılık vermemek."Onunla selâmı sabahı
kesmişsin diyorlar, doğru mu?"
Selâm verip borçlu çıkmak: Küçük bir ilgi göstermek karşılığında hemen
kendisine bir iş yüklenilmek.
Senet vermek: 1. Yazılı, imzalı belge vermek. 2. "Bu işin böyle olduğuna
inanmanı istiyorum" anlamında kullanılır.
Sen giderken ben geliyordum: "Ben bu oyunları senden daha iyi bilirim,
ben daha tecrübeliyim, beni aldatamazsın." anlamında kullanılır.
Seninki (tatlı) can da benim ki (elinki) patlıcan mı?: "Senin canın kıymetli
de benimki kıymetli değil mi?" anlamında kullanılır.
Senli benli olmak: Çok samimi, içten, teklifsiz biçimde olmak."O kadar
senli benli olma yabancılarla."
Sen sağ ben selâmet: İş sonuçlandı, artık yapacak bir şey
kalmadı."Nihayet bütün mallar satıldı, bundan sonra sen sağ ben selâmet."
Sepet havası çalmak: Birini işten çıkarmak, yol vermek, yanından
uzaklaştırmak."Demek bize de sepet havası çalacakmış, görürüz bakalım!"
Sere serpe: Rahatça, sıkışık olmayarak, açılıp saçılarak, çekinmeden,
serbestçe."Yolda sere serpe yürürken korkunç bir ses duydum."
Sermayeyi kediye yüklemek: Parasını yiyip bitirmek, işini ve parasını
kaybetmek, batırmak."Desene sermayeyi kediye yüklemişsin sen!"
Ser verip sır vermemek: Dürüst, güvenilir, ağzı sıkı olmak; ne kadar
zorlanırsa zorlansın kimseye sırrını söylememek."Bu ordunun ser verip sır
vermeyen yiğitlere ihtiyacı vardır."
Ses çıkarmamak: 1. İtiraz etmemek, hoş görerek karşı çıkmamak. 2. Hiç
konuşmamak, susmak."Kendisine söylenen o kötü sözlere nasıl ses çıkarmadı
şaşıyorum."
Sesini kesmek: 1. Söylemekte iken susmak, bir şey söylemez olmak. 2. Bir
kişiyi söylerken susturmak, artık söyletmemek."Şunun sesini kesin, yoksa
çıldıracağım!"
Ses seda çıkmamak: 1. Hiçbir tepki görülmemek. 2. Haber çıkmamak."Ses
seda çıkmadı hiçbir komşudan."
Ses vermemek: 1. Herhangi bir sesi çıkarmamak. 2. Bir çağrıya kulak
vermemek."Adam evdeydi ama hiç ses vermedi."
Seyirci kalmak: Bir olay karşısında hiç tepki göstermemek, işe
karışmamak."Öğrencilerin birbirine girmesine polis seyirci kalamazdı."
Sıcağı sıcağına: Hemen, olayın üzerinden fazla zaman geçmeden,
unutulmadan."Sıcağı sıcağına gidip onları barıştırmayı düşündü."
Sıcak kanlı: Sevimli, cana yakın, sempatik."Ne kadar sıcak kanlı bir
çocuk."
Sıcak yüz göstermek: Yakınlık göstererek karşılamak."Biraz sıcak yüz
gösterseydin günaha mı girerdin?"
Sıdkı sıyrılmak: Birinden soğumuş olmak, tiksinmek."Bir kez sıdkım
sıyrıldı o adamdan."
Sıfıra sıfır, elde var sıfır: "Hiçbir şey elde edemedik, bütün çalışmalar
boşa gitti" anlamında kullanılır.
Sıfırı tüketmek: 1. Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı
bitirmek. 2. Gücü kalmamak."Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı
tüketmezdi."
Sık boğaz etmek: Bir şey yaptırmak için birini zorlamak, baskı altına
almak."Tamam yapacağız, sık boğaz edip durmayın."
Sıkı durmak: Güçlü, dayanıklı olmak; güçlü görünerek dikkatli
bulunmak."Sıkı dur, şut çekeceğim."
Sıkı fıkı: Çok samimi, birbirine çok bağlı, içten ve teklifsiz."Onlar
kadar sıkı fıkı insan görmedim."
Sıkıntı basmak: Çok daralmak, sıkılmak, can sıkıntısı duymak, ruhen
boşlukta olmak."Otobüste beni bir sıkıntı bastı, dokunsalar patlayacaktım hani!"
|
Yazdır
|
Yorum Yap!
|
Lütfen Aşağıdan Seçim Yapınız...
©
Bilgicik.Com
-
Deyimler
| İletişim:
bilgi@bilgicik.com