..."G"
Harfiyle
Başlayan
Deyimler...
(Açıklama)

Gaflet basmak: Uykusu gelmek."Siz konuşurken beni bir gaflet bastı ki hiç
sorma, sizin konuştuklarınızı anladım diyemem."
Gam yememek: Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek."Seni bir kez daha
gördüm ya, artık gam yemem."
Gani gönüllü: Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan."Gani gönüllü
insanlara artık günümüzde pek rastlanmıyor."
Gâvur etmek: Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde
harcamamak."Onca parayı bu eve verip gâvur etti."
Gâvur inadı: Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan
inat."Adamın yine gâvur inadı tuttu, gelmem deyip duruyor."
Gazel okumak: 1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve oyalamak için boş sözler
söylemek."Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!"
Gece kuşu: Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse."Bizim oğlan
iyice gece kuşu oldu."
Geceyi gündüze katmak: Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba
göstermek."Geceyi gündüze katıp çalıştık ve bu evi yaptık."
Geçer akçe: Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey)."Elimizdeki tek
geçer akçemiz şu arabadır."
Geçimini sağlamak: Yaşamak için gerekli olanı elde etmek."Geçimini
sağlamak için hemen her yola başvurdu."
Geçmişini karıştırmak: Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.
Geçti Bor`un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye): "İş işten geçti artık, fırsatı
kaçırdın" anlamında kullanılır.
Gel gelelim: "Fakat, ama, ancak" ve "Ne çare ki.." anlamlarında
kullanılır."Gel gelelim onlara, daha teklifimizi kabul etmediler."
Bilgicik.Com,
Türkçe,
Edebiyat,
Roman Özetleri,
Duvar Yazıları,
Atasözleri,
Hızlı Okuma,
Özlü Sözler,
Türk
Gelip çatmak: Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak."Ödeme
gününün gelip çatacağını hiç düşünmedin mi?"
Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi
anlatılır.
Gel zaman git zaman: Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra."Gel zaman
git zaman bu ikisi beraberce yaptılar bu evi."
Gemi azıya almak: 1. Söz dinlemez olmak. 2. At, gemi azıları arasına alıp
etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.
Geniş gönüllü: Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş
karşılayan."Geniş gönüllü olmak benim için o kadar kolay değil."
Geri basmak: Geri geri gitmek."Heyecanlanınca geri basmaya başladı."
Geri çekilmek: 1. Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek. 2.
Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan
vazgeçmek."Düşmanın çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz
kalmamıştı."
Geri çevirmek: 1. İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek."Ona
aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri çevirdi."
Geri durmamak: Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek."Ona bu işi
yapmaktan geri durmamasını söyle, sonunda başaracaktır."
Geri hizmet: 1. Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü.
2. Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev."Senin bu savaşta, geri
hizmette bulunacağını söylediler bana."
Geri kafalı: Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.
Gıcık tutmak: Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak,
konuşamamak."Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı."
Gıcık vermek: 1. Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2. Boğazı yakıp
kaşındırarak öksürmeye yol açmak."Gıcık veren bu tatlıyı yiyemiyorum."
Gık dememek: Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak."Bütün
hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi."
Gına gelmek: Usanmak, bıkmak."Bu işten gına geldi artık."
Gırla gitmek: 1. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2. Uzun sürmek.
Gırtlağına kadar borca girmek: Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde
borçlanmak."Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim."
Gırtlak gırtlağa gelmek: Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle
gelmek."Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın."
Gidiş o gidiş: "Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı" anlamında
kullanılır.
Göbeği çatlamak: Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba
sarf etmek."Onu razı edeceğim diye göbeğim çatladı."
Göbek adı: Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad."Senin göbek
adın nedir?"
Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak."Senin başarılarınla göğsüm
kabarıyor oğlum."
Göğüs geçirmek: Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek."Eski
hatıraları gözünde canlanınca derin derin göğüs geçirdi."
Göğüs germek: Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak."Bu güne birçok
zorluklara göğüs gererek geldik."
Göklere çıkarmak: Aşırı ölçüde övmek."Adamı bu basit iş için göklere
çıkartıp şımarttıkça şımarttılar."
Gökten zembille mi indi?: "Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?", "Onun ne
özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?" anlamında kullanılır.
Gölge düşürmek: Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek
işler yapmak.
Gölge etmek: 1. Işığa engel olmak. 2. Bir işin yapılmasına engel olmaya
çalışmak."Gölge etme de şu işi zamanında yapayım."
Gölgesinden korkmak: Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten
korkar olmak."Gölgesinden korkan adamlarla hiçbir işe girilmez."
Gönlü bol: Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan,
cömert.
Gönlü kalmak: 1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde
isteği devam etmek."Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı."
Gönlü kara: Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.
Gönülden geçirmek: Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi
düşünür olmak."Ben de o işi yapmayı gönlümden geçirmiştim."
Gönlünden kopmak: Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde
aniden doğuvermek."Gönlünden kopanı vermek kadar güzel bir şey olamaz."
Gönlüne göre: İsteğine uygun olarak, dilediğine göre."Allah gönlüne göre
verir inşallah."
Gönlü tok: Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile
yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert
olan."Onun kadar gönlü tok bir adam görmedim."
Gönül almak: 1. Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2. Kırılan, gücenen bir
kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek."Daha fazla uzatmadan o
çocukların gönlünü almalısın."
Gönülden çıkarmak: Anmaz ve sevmez olmak."Onu gönlünden çıkarmışsın
anlaşılan."
Gönül eri: Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse)."O
ihtiyar adam tam bir gönül eriydi."
Gönül kırmak (yıkmak): Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta
bulunmak."Gönül kırmakta üstüne yoktur onun."
Gönüllü gönülsüz: Pek de istekli olmayarak.
Gönül okşamak: Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek."Gönlünü
okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat ona."
Gönül yapmak: Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını
gidermek.
Görüş açısı: Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi."Dar bir görüş
açısı ile sorunlar çözümlenemez."
Gövde gösterisi: Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların
yaptıkları gösteri."...partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı."
Göz açamamak: İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme
imkânı bulamamak."Şu büronun işleri yüzünden göz açamıyorum."
Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok çabuk, kısa bir zamanda."O işi göz açıp
kapayıncaya kadar yaparız."
Göz açtırmamak: Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına
fırsat vermemek."Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı."
Göz alıcı: Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici."Oldukça
göz alıcı bir elbise."
Göz atmak: Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla
durmadan elden geçirmek."Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti."
Göz boyamak: Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak,
yanıltmak.
Göz bebeği: Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse)."Babam benim
göz bebeğimdir."
Gözdağı vermek: Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için
yıldırmak."Ona öyle bir gözdağı verin ki bir daha buralara ayak basmasın!"
Gözden çıkarmak: Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden
vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak."Evi ister istemez gözden çıkardılar."
Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi
kaybetmek."Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü."
Gözden geçirmek: 1. Okumak. 2. Durumu incelemek. 3. Niteliğini anlamak
için bir şeyin her yanına bakmak."Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?"
Gözden kaybolmak: Ortadan çekilmek, görünmez olmak."Adam biraz önce
buradaydı ama gözden kayboldu."
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: "Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi
de zamanla azalır" anlamında kullanılır.
Gözden kaçmak: Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek."Nasıl
oldu da gözden kaçırdık onu."
Gözde tütmek: Çok özlemek, hasret çekmek."Yıllardan beri gözümde tüten
köyüme yarın kavuşuyorum!"
Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak."Komşusunun tarlasına
göz dikti."
Göz doldurmak: Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok
etkilemek."Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor."
Göze almak: Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve
tehlikeyi önceden kabullenmek."Vatan için kim ölümü göze almaz ki?"
Göze batmak: 1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek.
2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak."Her davranışınla gözüme batıyorsun.
Kendine bir çeki düzen ver."
Göze çarpmak: Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek."O uzun boyuyla hemen
göze çarpıyordu."
Göze girmek: Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde
sevgi ve güven kazanmak."Kısa zamanda göze girmeyi başardı."
Göze göz, dişe diş: Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma,
kötülüğü yapandan acısını çıkarma."Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele
edilecektir."
Göz gezdirmek: 1. Derinlemesine incelemeden okumak. 2. Bir şeyi, bir yeri
pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek."Raftaki mallara şöyle bir göz
gezdirip çıkalım."
Göz göre göre: Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde."Göz göre göre
yaktılar zavallının evini."
Göz gözü görmemek: Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey
görülmez olmak."Sokağa çıkmıştık, ancak sisten göz gözü görmüyordu."
Göz hakkı: Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay,
imrenmelerini yok edecek küçük parça."Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın
unutmayın."
Göz hapsine almak: Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak,
birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak."Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı
evi bir saat kadar göz hapsine aldılar."
Göz kamaştırmak: 1. Hayran bırakmak. 2. Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir
zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi."Kapıdan çıkar çıkmaz
göz kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar."
Göz kararı: Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya
da oranlama."Kumaşı göz kararı ölçüp verdi."
Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak."Yoldan geçen adama göz kesildi."
|
Yazdır
|
Yorum Yap!
|
Lütfen Aşağıdan Seçim Yapınız...
©
Bilgicik.Com
-
Deyimler
| İletişim:
bilgi@bilgicik.com