...Deyimlerin
Öyküleri...

DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN EVDEKİ BULGURDAN OLMAK
Dimyat Mısır'da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri ince hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya getirilirmiş. Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi Akdeniz'de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar. Binbir zorluk içinde İstanbul'a dönen pirinç tüccarı o yıl iflas etmiş. İstanbul'dan kalkmış memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.
AKLA KARAYI SEÇMEK
Bir işin üstesinden gelene kadar çok zorluk çekmek güçlükle başarmak anlamına gelen bir deyimdir. Dinimize göre Sabah namazının kılınma vakti güneş doğuncaya kadar geçerlidir. Ortalık ağarmaya başlayıp da ak iplik ile kara iplik birbirinden seçilinceye kadar Sabah namazı kılma süresi devam eder. Ağır hastalar bütün gece sancı ve ızdırap içinde kıvranarak uyuyamadıklarından Sabahı zor ederler.
AVUCUNU YALA
"Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın" anlamında kullanılan bir deyimdir. Bu deyim, kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da, boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.
AĞZINDAN BAKLAYI ÇIKARMAK
Sabrı tükenip o zamana kadar söylemediğini söyleyivermek anlamında bir deyimdir. Eski zamanlarda çok küfürbaz bir adam varmış. Memleketin müftüsü bu adamı çağırıp sık sık nasihat edermiş. Küfür edeceği sırada aklına gelip vazgeçmesi için de ağzında bir bakla tanesi tutmasını önermiş. Bir gün yine müftü efendi bu adama nasihat ederken münasebetsizin biri içeri girmiş ve müftüye sormuş:
-Müftü efendi sağdıcım öldü. Bana mirasının kaçta kaçı isabet eder? Canı sıkılan müftü küfürbaza dönmüş:
-Çıkar ağzından şu baklayı da bu herife gerekli cevabı kendi usulüne göre sen ver demiş.
ÇAM DEVİRMEK, POT KIRMAK
Başkalarını kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme anlamında bir
deyimdir.
Zengin bir adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm bahçeli, büyük
bir köşkü varmış.
Adam bu bahçenin bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.
Eski binalar hep ahşap yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde
getirtmiş ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.
Bu tomrukların içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş.
Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı"ndaki konağında oturan zengin adam bir
sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf bekçisine emir vermiş:
-Bir hızarcı bul, bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve kalas
yaptır demiş.
Saf uşak da efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları yerine,
köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa kestirip devirmiş. Bu
akılsız uşağın adı, çam deviren uşak kalmış.
ANA GİBİ YAR BAĞDAT GİBİ DİYAR OLMAZ
Dilimizdeki ”Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” sözünün aslı muhtemelen ”Ane gibi yar; Bağdat gibi diyar olmaz.” şeklindedir. Çünkü sözün aslındaki Ane kelimesi Bağdat yakınlarındaki sarp bir uçurumun kuşattığı dik bir geçidin adıdır. Bağdat gibi(güzel) şehir Ane gibi de (sarpama manzaralı)yar(uçurum) olmaz demeye gelir. Ancak siz Bağdat’ın Osmanlı Türk'ü için önemine bakınız ki oradaki Ane’yi anne yapıvermiş. Tıpkı” Yanlış hesap Bağdat’tan döner.”sözüyle Bağdat’ın eskiden beri bir ilim merkezi olduğunun altının çizilmesi gibi.
İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK
Giyim kuşamına özen göstermiş şık ve süslü kıyafetleriyle dikkat çeken insanlar
hakkında sık sık ”iki dirhem bir çekirdek” sözü kullanılır.
Bu yakıştırma ağırlık ölçüsü olarak okkanın kullanıldığı eski devirlerden
kalmadır.Belki biliyorsunuz bir okka bugünkü ölçülerle 1283 gram tutar.Okkanın
dört yüzde birine dirhem adı verilir (Şimdiki gram ile aynı birim olduğunu sanarak
gram diyecek yerde dirhem denilmesi hatalıdır.). Dirhem daha ziyade hassas
teraziler için kullanılan bir ölçüdür.Ancak sarraflar dirhemden daha hassas
ölçümler için bir ağırlık birimi daha kullanırlar. Buna çekirdek denir ki toplam
5 santigram karşılığıdır.
Eski devirlerin en kıymetli parası olan bir Osmanlı altını toplam iki dirhem bir
çekirdek ağırlığa sahiptir. Bu durumda süslenmiş kimselere iki dirhem bir çekirdek
yakıştırmasında bulunanlar mecaz yoluyla onlara altın demiş olurlar ki bizce pek
zarif bir nüktedir.
AVUCUNU YALA
‘Beklediğin olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyimdir. Bu deyim kışın karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak tabanlarının altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların hareketinden alınmadır. Çünkü ayılar kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.
GÜME GİTMEK
Zamanında yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana kapatırlarken "Hoooopp gümm!" şeklinde nara atarlarmış. Ancak aynı "kurunun yanında yaş da yanar" atasözünde olduğu gibi bazen zindana atılanlar arasında suçu olmayanlar yani masum kişiler de bulunurmuş. İşte halk suçsuz bir vatandaşın zindana atıldığında günahsız yere hapse götürülüyor anlamında "Adamcağız güme gitti, yazık oldu." demiş.
Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Roman Özetleri, Duvar Yazıları, Atasözleri, Hızlı Okuma, Özlü Sözler, Türk
DEVLET KUŞU KONMAK
Bir rivayete göre, vaktiyle İran"da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir halkı
sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan, adına devlet kuşu
denilen bir kuş uçurulur, kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.
Gerçi tarihte, gerek İsa"dan önce İran"da yaşayan Medler ve Persler, gerek
İsa"dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir yolla hükümdar
seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması,
mantığa da uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler
için, "başına devlet kuşu kondu" denmesi, yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş
olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür.
ÇİZMEDEN YUKARI ÇIKMAK
Bilmediği işe, yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyimdir.
19.yüzyılda, Fransız ressamlarından Delacroix Paris"te bir resim sergisi
açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye tablosunun önünde
uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi ciddi seyreder, beğenmediğini belirten
bir biçimde de başını sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek
sormuş.
-Bu tablo ile çok ilgilendiğiniz belli oluyor.
-Evet demiş adam. Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.
-Pekiyi nasıl anladınız, işiniz bu mu?
-Ben kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini ve boyalarını
getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi düzeltmiş ve gerçekten daha iyi
olduğunu görmekten memnun olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun
başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve kemerinde de hatalar
olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe dayanamayan ressam,
-Bak dostum demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!
KOZUNU PAYLAŞMAK
Koz ceviz manasına gelir.Eskiden Kastamonu'nun iki köyü arasında ortak olarak kullanılan bir cevizlik vardı.Ceviz toplama mevsimi gelince bir gün belirlenir ve iki köy halkı cevizlikte buluşur cevizleri paylaşırlardı.Ancak her seferinde haksızlık olduğu ileri sürülerek kavga çıkardı.Hatta olay öyle bir seviyeye geldi ki köylerde kavgaya müsait eli sopa tutan delikanlılar koz paylaşma gününden önce günlerce hazırlık yaparlardı. Bir ana oğlunun büyüdüğünü anlatmak için "Benim oğlan, kozunu paylaşacak çağa geldi." derdi.
FOYASI MEYDANA ÇIKMAK
Kuyumcular yaptıkları yüzük küpe gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler.Zamanla sürülen bu foya dökülür.Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen sahtekarlık yapan kişilerin yalanları ortaya çıktığında "foyası meydana çıktı" şeklinde benzetme yapılır.
DEVLET KUŞU KONMAK
Bir rivayete göre vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman bütün şehir halkı
sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın balkonundan adına devlet kuşu
denilen bir kuş uçurulur kimin başına konarsa o adam ülkeye hükümdar olurmuş.
Gerçi tarihte gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler gerek İsa’dan
sonra yaşayan kavimler zamanında böyle garip bir yolla hükümdar seçildiğini
gösterir bir kayıt yoktur; üstelik böyle bir seçim yapılmış olması mantığa da
uygun düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere şans eseri gelenler için ‘başına
devlet kuşu kondu’ denmesi yukarıda sözü edilen masaldan gelmiş olsa yerinde ve
anlamlı bir sözdür.
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
Bir zorluğu çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen hiç
beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller karşınıza dikilir.
Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.
Deyimin öyküsü Osmanlı tarihine dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen'i Osmanlı
topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen'de isyan çıkmış, uzun uğraşmalar
sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl
Osmanlı egemenliğinde kalmıştı.
Söylentiye göre Sinan Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek
üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere serdikleri büyük bir
çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını ayıklamaya başlamışlar.
Bu sırada bir fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu pirinçlerin
üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.
Kumların altında kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir
asker, arkadaşlarına:
-Biz Allah"ın nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar kullara üç
beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın bakalım pirincin taşını. Ulu
Tanrımız, Kabe'ye hücum eden fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş
yağdırmıştı. Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe edelim,
diyerek arkadaşlarını güldürmüş.
Bilgicik.Com, Türkçe, Edebiyat, Roman Özetleri, Duvar Yazıları, Atasözleri, Hızlı Okuma, Özlü Sözler, Türk
|
Yazdır
|
Yorum Yap!
|
Lütfen Aşağıdan Seçim Yapınız...
©
Bilgicik.Com
-
Deyimler
| İletişim:
bilgi@bilgicik.com